Yayınlanma Tarihi:
Türk Ceza Kanunu’nun 102. maddesinde düzenlenen Cinsel Saldırı Suçu, bireyin vücut dokunulmazlığına ve cinsel özgürlüğüne karşı işlenen en ağır suçlardan biridir. Hukuki nitelendirmesi, delillerin toplanması ve savunma stratejisi; kişinin özgürlüğü üzerinde hayati bir role sahiptir.
Bu makalede; cinsel saldırı suçunun unsurlarını, sarkıntılık ile ayrımını, nitelikli hallerini ve yargılama sürecinde bir ceza avukatı ile çalışmanın önemini detaylıca inceleyeceğiz.
Cinsel saldırı suçu; bir kimsenin vücut dokunulmazlığının, rızası olmaksızın cinsel davranışlarla ihlal edilmesidir. TCK Madde 102 uyarınca bu suç, davranışın boyutuna ve gerçekleşme biçimine göre "Basit Cinsel Saldırı", "Sarkıntılık" ve "Nitelikli Cinsel Saldırı" (Vücuda organ veya cisim sokulması) olarak üç ana kategoride değerlendirilir.
Failin, mağdurun vücuduna cinsel amaçla temas etmesi ancak fiilin vücuda organ veya sair cisim sokma boyutuna varmaması halidir. Sarılmak, öpmek, dokunmak gibi eylemler, cinsel arzu tatmini amacı taşıyorsa ve rıza dışıysa bu kapsamda değerlendirilir.
Cezası: Mağdurun şikâyeti üzerine, beş yıldan on yıla kadar hapis cezasıdır.
Eğer cinsel davranış, mağdurun vücut dokunulmazlığını ihlal etmesine rağmen daha hafif, kesik ve ani nitelikteyse (örneğin; toplu taşımada elleme, ani bir dokunuş vb.) eylem "sarkıntılık" olarak adlandırılır.
Cezası: Sarkıntılık düzeyinde kalması hâlinde iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir.
Halk arasında "tecavüz" olarak bilinen bu hal, fiilin vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesidir. Kanun koyucu bu durumu en ağır ihlal olarak kabul etmiştir.
Cezası: On iki yıldan az olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur.
Önemli Not (Eşe Karşı İşlenmesi): Bu fiilin resmi nikahlı eşe karşı işlenmesi durumunda, soruşturma ve kovuşturma yapılması mağdur eşin şikâyetine bağlıdır.
TCK 102/3 maddesi, suçun işleniş biçimi veya mağdurun durumu nedeniyle cezanın yarı oranında artırılmasını öngörür. Aşağıdaki durumlarda verilecek ceza yarı oranında artırılır:
Mağdurun Durumu: Beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı işlenmesi (Örneğin; engelli bireyler, baygın veya ağır sarhoş kişiler).
Nüfuz Kötüye Kullanımı: Kamu görevinin, vesayet veya hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuzun kötüye kullanılması.
Akrabalık İlişkisi: Üçüncü derece dâhil kan veya kayın hısımlığı ilişkisi içinde bulunan bir kişiye karşı ya da üvey baba, üvey ana, üvey kardeş, evlat edinen veya evlatlık tarafından işlenmesi.
Silah veya Birden Fazla Kişi: Suçun silahla ya da birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi.
Toplu Yaşam Alanları: İnsanların toplu olarak bir arada yaşama zorunluluğunda bulunduğu ortamların (yurt, hastane, cezaevi vb.) sağladığı kolaylıktan faydalanılarak işlenmesi.
Suç sonucu mağdur bitkisel hayata girerse veya hayatını kaybederse, faile ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilir.
Yargıtay uygulamalarında, cinsel suçların genellikle tanık olmayan ortamlarda işlenmesi nedeniyle mağdur beyanı önemli bir delil kabul edilir. Ancak bu, "sadece beyan ile ceza verilir" anlamına gelmez. Mağdurun beyanının;
Hayatın olağan akışına uygun olması,
İstikrarlı ve çelişkisiz olması,
Fail ile arasında husumet bulunup bulunmadığı,
Adli tıp raporları ve HTS kayıtları gibi yan delillerle desteklenmesi gerekir.
Bu noktada, sanık müdafiinin yapacağı savunma ve çapraz sorgu, gerçeğin ortaya çıkması için hayati önem taşır.
Kanıt Toplama – Değerlendirme ile İlgili Yargıtay Kararları
Olayın sübuta erdiğini, ancak ilişkinin rızaya dayanması nedeniyle yüklenen suçun yasal unsurlarının oluşmadığını belirterek hükmün bozulması yolunda oy kullanmışlardır.
(CGK. 10.12.1990 tarih 50309 E - 332 K.)
Adli Tıp 4. İhtisas Kurulu tarafından düzenlenen 29.08.1988 günlü raporda ulaşılan sonuç üzere “olayın ahlaki redateini idrak edib ruhi yön den mukavemete muktedir olduğu” saptanan mağdurenin sanıkla birlikte yer de bulunmuş ve bu kişiyle soy olmamış gibi birlikte kalıp çıkmasına aması ve ne makul mesafenin kızını öldürmesinin rizai gibi olduğu, somut olayda zorla geçme iddialarının doğruluğunun bulunması eylemi irzı gibi kıldıı lanıp olduğu, ancak zorla ırza geçme iddi asının inandırıcı olmadığını göstermiş, mağduredeki çevrede şiddet verterini de sey ve mağdurenin olay bitini çıkarılmış, mağdurenin kargisi tarafından dövülme olayında gerekli olduğu anlaşılmıştır.
Bu nedenle güvenilir ve inanılır nitelikte olmayan anlatımlarına dayanılarak verilen hükümün bozulmasına karar verilmelidir. Dairemizce de yasa isabet görülmemiştir. Direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.
(CGK. 23.10.1989 tarih 5/248 E - 308 K.)
1987 Ocak ayı içerisinde bir gün, sanıkların hayvan otlatan mağdure ile, oradaki bir çukurun içinde cinsel ilişkide bulundukları anlaşılmaktadır. Olayın görgü tanığı bulunmamaktadır. Mağdure olayı ailesi ve yakınlarından çekinmesi nedeniyle, ancak sanıkların arkadaşlarına anlatmaları nedeniyle köyde şüyuu bulması nın ardından sıkıştırılması üzerine ve olay tarihinden 7–8 ay sonra sanıkların zorla ırzına geçtiklerinden bahsetmiştir.
Sanık Hamit, aşamalarda uygun gösteren beyanlarında “mağdurenin olay sırasında bağırmadığı gibi, herhangi bir şekilde mukavemette etmediği, eylemi rızasıyla gerçekleştirdiklerini” söylemektedir. Hadsenin seyri, veri ve ortaya çıkış biçimi eylemi zor bulunduğunu kabul eylemektedir.
Bu durumda, sanık Ramazan’ın “zorla ırza geçme eyleminin yalnız başına Hamit tarafından yapıldığına ilişkin ve kendisinin cezalandırılmaktan kurtarmaya yönelik beyanlarının da itibara değer olmadığı, her ikisinin de mağdureye zorla ırzına geçtikleri kızlığını bozdukları kabul edilmelidir. Aleyhine yöneltilen temyiz itirazlarının bu nedenle kabulü ile, direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.
(CGK. 26.12.1988 tarih 343 E - 558 K.)
Sanık, karakolda alınan ifadesinde; mağdurenin büyük olduğunu söylemesi üzerine ve aynı gün Sulh Ceza Hâkimliğinde saptanan anlatımında on sekiz yaşını doldurması nedeniyle mağdureyle kaçıp cinsel ilişkide bulunduğunu söylemiştir. Bu savunma, mağdure tarafından da doğrulanmıştır. Ayrıca sanık vekili 12.03.1991 tarihli dilekçesinde olay sırasında mağdurenin yaşının aslında on sekiz yaşının üstünde olduğunu iddia etmiştir.
Bu nedenle suçların öğelerine etkisi bulunan bu konu üzerinde önemli teknik belgelerin gözden geçirilerek ve nüfus aile tablosu ve doğum belgesinin onaylı örneklerinin getirtilip incelenmesi, resmi kurumda doğumunun saptanması nedeniyle doğum belgesi imzalarının dinlenmesi, mağdurenin tam kuruma yatıp bu işaret bağımsızlık kurulan gönderilen doğum belgesinin araştırılması, olay anı gibi filmler ile çekilerek duraksama halinde Adli Tıp Kurumundan görüş alınması ve gerçek yaşının Nüfus Kanununda saptanması, ceza hükmüne geçilmeden önce düzenlenmesi gereken, açıklanma aşamasına inecek nüfus memur belgeleriyle birlikte düzenlenmesi gerekirken, nüfus kaydının doğruluğundan dolayı mahkûmiyete hükümlerin direnilmesi isabetsizdir.
(CGK. 12.10.1992 tarih 241 E - 265 K.)
Sanığın sonradan baskıya dayalı olduğunu söyleyerek geri aldığı kolluk beyanından başka delil bulunmaması, mağdurenin de doğrudan sanığı suçlaması ifadesi olmayıp, naklen aktarılan tanık anlatımlarının hükme dayanak yapılması karşısında, sanığın polisteki ikrarını içeren tutanakta isimleri belirtilen polis memurları ile müdafii saptanan tanık olarak dinlenmeleri ve o mutalaada sözüne zeka geriliği saptanan mağdurenin raporlarıyla birlikte Adli Tıp Kurumu İlgili İhtisas Dairesine gönderilerek maruz kaldığı ırza geçme eyleminin ahlaki kötülüğünü müdrik ve olayı ruhsal yönden mukavemete muktedir olup olmadığı ve ayrıca ifadelere ibra edilip edilemeyeceği hususunda rapor alındıktan sonra sonucuna göre sanığın hukuki durumunun tayini ve takdiri gerekirken eksik incelemeyle yazılı şekilde hüküm kurulması yasaya aykırıdır.
(5. C.D. 8.2.2001 tarih 599 E - 674 K.)
Mağdurenin sanık ile nasıl tanıştığına ilişkin “polis noktasında uzaktan girip beğenç eşgalini polis memurunun eşgalini polis haber merkezindeki görevlilere verip telefonla bağlantı kurdum” şeklindeki kendi beyanları, yine mağdurenin gerek sanık Yusuf gerekse diğer polis memurları ile olan ilişkilerinin zaman ve boyutları konusunda hazırlık aşamasında birbirine yakın tarihlerde verdiği ifadelerindeki çelişkiler, olayların seyri ve suç tarihine ilişkin olarak yargılama aşamasındaki ifadesi ile hazırlık ifadeleri arasındaki önemli farklılıklar ve mağdurenin karşısında olan tanık Nurcan’ın hükme dayanak yapılan anlatımları ile mağdurenin anlatımları arasındaki çelişkiler karşısında, dosya içindeki tüm bilgi ve belgeler bir bütün halinde değerlendirildiğinde; sanığın aşamada değişmeyen inkara dayalı savunması ve bu savunmayı özellikle olayı geçiş nöbet yerinden ayrılmadığı şeklinde doğrulayan tanık anlatımları karşısında sanığın atılı suçlardan beraati yerine yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi, yasaya aykırıdır.
(5. C.D. 15.12.2000 tarih 3134 E - 7155 K.)
Adli Tıp 4. İhtisas Kurulu raporuna göre vermiş olduğu ve vereceği ifadelere itibar edilemeyeceği belirtilen mağdurenin kuşkulu ilk karşılanması gereken teşhisi dışında, sanığın mahkûmiyetine yeterli kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı gözetilerek “kuşkudan sanığın yararlanacağı” ilkesinden hareketle beraatine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi yasaya aykırıdır.
(5. C.D. 01.03.2000 tarih 6621 E - 781 K.)
Mağdurun 25.08.2005 tarihli oturumda sanık Selahattin’in eylemini olaydan sonra annesine anlattığını bildirmiş olmasına nazaran mağdurun annesinin olaya ilişkin bilgisinin olduğu anlaşılan Ahmet’in tanık anlatımlarında; olayın bir gün öncesinde sanık Selahattin’i dilahare de sanık Dinçer ve Selahattin’in irinza geçildiği iddia ettiği mağdure göre, mağdur bir gün önce, yatsı ezanı ile ilgili iftili lav suya yürütüyor, siz de sarsılara meydana gelmiş bulguların bir gün öncesinde olduğunu Adli Tıp Kurumu ilgili ihtisas dairesinde gönderilen adli rapor olumlu olmadıktan sonra mağdurun ifadesi ile tıbbi raporlarda aldığım bulguları arasında aşırı uç ile yazılı şekilde hüküm kurulması,
Kabul göre de;
Sanıkların birlikte suç işleme kararı altında, suçun işlenmesine katkılarının birbirlerini tamamlar nitelikte bulunduğu bu nedenle sanık Selahattin’in müşterek fail olarak kabulü yerine yardım eden olarak eylemden sorumlu tutulması, yasaya aykırıdır.
(5. C.D. 27.12.2006 tarih 11250 E - 10740 K.)
Nüfusta kayden 12.12.1986 doğumlu olarak gözüken sanığın 18.04.2005 suç tarihinde 18 yaşını ikmal ettiği anlaşıldığından tebliğnamedeki bu hususta bozma isteyen düşünceye iştirak edilmemiştir.
Dosya içeriği ve mağdurun anlatımlarına göre, olay yerine gelen annesine uzun süre kapının açılmadığı, bilahare kendisini elinde pantolonu ile gören annesinin baskısına rağmen herhangi bir şey söylemediği, uzun süren yığın sırasında eylemin zora dayalı olduğu iddiasında bulunduğu, mağdurun yaşı, eylemin süresi, ortaya çıkış biçimi ve raporunda fiilin zorla gerçekleştiğini gösteren herhangi bir bulgunun olmadığının anlaşıldığı ve mevcut durumda suçun cebir şiddet kullanılarak işlendiğini gösteren mağdurun olaya ilişkin kendi anlatımları dışında somut kanıtın bulunmadığı, zor iddiasının durumunu ailesine mazur göstermek düşüncesinden kaynaklanabileceği bu sebeple eylemin rızaya dayalı olduğu ve lehine kanuni ve geçerli delil dermesinin buna göre yapılması gerektiği gözetilmeden oluşa uygun olmayan gerekçelerle yazılı şekilde hüküm kurulması, yasaya aykırıdır.
(5. C.D. 23.11.2006 tarih 9320 E - 9462 K.)
Aralarında şahsi, hukuki ve fiili bağlantı bulunması nedeniyle öncelikle çocuk sanık Taha’nın mağdureye yönelik zorla ırza geçme açılan kamu davası ile olarak Bakırköy Çocuk Mahkemesinde açılan 2004/510 esas sayıılı Bakan dava ile birlikte bu konusu kamu davasının hendest oluşturması nedeniyle birleştirilmesi ve sonuçlanması, birleştirme konusu sanık hakkında bu dosya arasında bağlantı kurulduğu sonucuna varılması halinde dosyada sunulan Hasan’ın teşhisi tespiti bakımından Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesinden sağlık kurulunca verilen 13.10.2005 günlü raporda “klinik ve radyolojik olarak 15 yaş ve olumludur” olduğunun anlaşılması raporla müvekkillerin grafiklerinin getirilerek sağlanacağı kurul raporları yetersizliği nedeniyle belgeler Adli Tıp Kurumu ilgili ihtisas kurulundan görüş alınarak sonuca göre hükmün tayini ve takdiri gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması, yasaya aykırıdır.
(5. C.D. 29.01.2007 tarih 11937 E - 338 K.)
İddia ve olayın görgü tanığı olan, 7.9.2002 tarihinde olan İbrahim Karar’ın 21.2.2002 günlü C. Savcısı huzurundaki beyanı ve 15.5.2002 günlü oturumda işaretlerle, sanığın mağdurenin donunu çıkartıp, üzerine çıktığı şeklindeki anlatımı karşısında, eylemin ırza geçmeye teşebbüs niteliğinde olup olmadığına ilişkin delillerin araştırılması ve tartışılması gerektiğinin üçüncü derece Ağır Ceza Mahkemesine ait bulunduğu nazara alınarak görevsizlik kararı verilmesi yerine duruşmaya devamla yazılı şekilde hüküm kurulması, yasaya aykırıdır.
(5. C.D. 29.03.2006, 3527-2731)
… mütalaasında “mağdurenin vajinal sürüntü örneğinde meniye rastlanmadığı, vajinal sürüntü örneğinin DNA yönünden muhafaza altına alındığı” Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Kurulunun 11.11.2002 tarihli yazısına göre de saptanan spermatozoidlerin sanığa ait olup olmadığının tespiti için numunenin üzerine Adli Tıp Kurumu Biyoloji İhtisas Dairesine gönderilmesi gerektiği bildirildiği halde sanığın kan örneğinin alınarak DNA incelemesi yaptırılmadığı, müşteki ile savunmadaki hangisine itibar edileceği tartışılmadan eksik soruşturma ile yazılı şekilde hüküm kurulması, yasaya aykırıdır.
(5. C.D. 27.09.2006, 8413-7303)
İrza geçme suçlarının oluş ve cereyan tarzı itibarıyla gizliliğini içermesi nazara, mağdure ve sanığın beyanları arasındaki uyumluluk ve mağdurenin 19.10.2005 tarihli oturumda irza geçme eyleminin Mart 2005 tarihinde sabaha karşı gerçekleştiğini belirtmeleri karşısında; olay tarihini doğru hatırlamakla birlikte mağdurenin eylemle ve kendi içindeki çelişkileri içeren beyanları itibarıyla, mağdurenin 17.1.2005 günü onarım istemiyle hastaneye bu nedenle gittiğine dair bir belirleme bulunmadığı, bu raporda mağrurenin …**
iburaya yazili şekilde hüküm kurulması, yasaya aykırıdır.
(5. C.D. 20.09.2006, 3463-7106)
Oluşa ve dosya içeriğine göre, mağdurenin aşamalardaki tutarlı ve samimi görülen anlatımları, görgü tanığı bulunmayan olayda mağdurenin nâmus ve iffeti ortaya koyarak sanığa iftira etmesi için bir nedenin bulunmadığı, annesinin akrabine hemen şikâyette bulunması, olayı yeri tutanağı ve doktor raporu içeriği karşısında, sanığın zorla ırza geçme amacıyla başladığı cinsi münasebeti mağdurenin müdahalesi nedeniyle tamamlayamadığını kabul edilerek, sanığın zorla ırza geçmeye eksik teşebbüs suçundan mahkûmiyetine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde beraat hükmü kurulması, yasaya aykırıdır.
(5. C.D. 16.02.2006, 2047-899)
Olayla ilişkin bilgileri olduğu anlaşılan; mağdurenin babası ve erkek kardeşinin tanık sıfatıyla mahkemeye çağrılarak, mağdurenin iddiasına göre Kurtuluş parkına ve Anafartalar Caddesine sanıkla buluşmasını temin için götürüp götürmedikleri, götürmüş iseler ne için götürdükleri, sanıkla aralarında ne tür konuşmalar geçtiği ve neyi ayırıcı oldukları hususlarının açıklattırılması, mağdurenin annesinin olay günü mağdureyi sanığın evine niçin ve kimden öğrendiği sorularak tanık Ali Asker Demircan’ın ifadesi de hatırlatılarak olay hakkında bilgisinin tespit edilmesi, yine mağdurenin arkadaşları Tolga ve Gülsen’in adresleri sorulup, tanık sıfatıyla olaya ilişkin görgü ve bilgilerinin belirlenmesi, ayrıca mağdurenin kolluk ifadesi ile duruşma ifadesindeki farklılıkların nedeninin açıklattırılıp giderilmesinden sonra sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken eksik tahkikatla hükme varılması, yasaya aykırıdır.
(5. C.D. 23.11.2005, 865-22328)
Mağdurenin beyanında yer alan hala kızı Bahar, Banu ve Bedriye isimli şahıslar dinlenerek, mağdurenin bu olaydan kendilerine bahsedip bahsetmediği hususunda tanık olarak dinlenmelerine başvurulması; mağdurenin ilk ifadesinde geçen Kevser’den olay hakkında bilgisinin sorulması; Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Psikiyatrisi Ana Bilim Dalı Başkanlığının 16.05.2002 tarihli rapor içeriği de nazara alınarak mağdurenin iddiasını destekleyen tüm tanıkların birlikte değerlendirilmesi, sonucuna göre sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken, eksik soruşturmayla olayda delil olarak yazılı şekilde karar verilmesi, yasaya aykırıdır.
(5. C.D. 24.11.2005, 4742-2437)
Oluşa göre; sanığın otaya bindirerek köy yolunda ıssız bir tarla içine götürdüğü mağdureyi aracın arka koltuğuna yatırarak kıyafetlerini çıkarıp, penisini makatına sokmaya çalıştığı, kızın acıyor diye bağırması üzerine bu defa penisini mağdurenin ağzına soktuğu, sonra orada bırakarak ayrıldığı anlaşılmakla, sanığın işlemeyi amaçladığı ırza geçme eylemini tamamlamasına engel harici bir neden bulunmaması ve Manisa Adli Tıp Şubesince düzenlenen rapor içeriği birlikte düşünüldüğünde, suçun işlenme tarihi itibariyle ırz ve namusa tasaddi niteliğinde bulunduğu gözetilmeden, irza geçmeye eksik teşebbüs olarak kabul edilmesi,
5252 sayılı Yasanın 9/3 ve CMK’nın 34 ve 230. maddeleri uyarınca lehe olan hükmün; önceki ve sonraki kanunların bütün hükümlerinin olaya uygulanarak ortaya çıkan sonuçlarının birbiriyle karşılaştırılması yöntemine uygun olarak duruşma zaptı ile hüküm fıkrasında gösterilip sonucu ile birlikte belirtilerek kararda açıkça gösterilmesi gerekirken gözetilmemesi, yasaya aykırıdır.
(5. C.D. 16.02.2006, 18907-867)
Cinsel saldırı suçlamaları, toplumda infial yaratan ve yargı mercilerinin son derece hassas yaklaştığı dosyalardır. Bu suçlamayla karşı karşıya kalan bir kişinin; tutuklu yargılanma riski çok yüksektir ve alacağı cezalar 12 yıldan başlayıp ağırlaştırılmış müebbete kadar gidebilir. Aynı şekilde, mağdur olan kişinin de haklarını koruması ve failin hak ettiği cezayı alması profesyonel bir takip gerektirir.
Uzman bir Ağır Ceza Avukatı ile çalışmak şu açılardan zorunluluktur:
Delillerin Toplanması: Kamera kayıtları, HTS (telefon sinyal) kayıtları, DNA örnekleri ve tanık beyanlarının usulüne uygun dosyaya kazandırılması.
Soruşturma Aşaması: İfade verme sürecinde şüpheli veya mağdurun yanında bulunarak, yanlış anlaşılmaların veya baskı altındaki beyanların önüne geçilmesi.
Vasıflandırma: Eylemin "sarkıntılık" mı, "basit cinsel saldırı" mı yoksa "reşit olmayanla cinsel ilişki" mi olduğunun hukuki olarak doğru tespit edilmesi, ceza miktarını yıllarca değiştirebilir.
İtiraz ve İstinaf: Tutukluluğa itiraz ve mahkumiyet kararlarına karşı üst mahkemelere başvuruda sürelerin ve gerekçelerin doğru yönetilmesi.
Unutmayın; ceza hukukunda yapılan en küçük bir usul hatası veya eksik savunma, telafisi mümkün olmayan hürriyet kayıplarına yol açabilir.
1. Cinsel saldırı suçunda şikâyetten vazgeçilirse dava düşer mi? Bu durum suçun türüne göre değişir.
Basit Cinsel Saldırı (TCK 102/1) ve Sarkıntılık: Soruşturma ve kovuşturma şikâyete bağlıdır. Mağdur şikâyetini geri çekerse dava düşer.
Nitelikli Cinsel Saldırı (Tecavüz - TCK 102/2): Bu suç şikâyete tabi değildir (failin eş olması hariç). Mağdur şikâyetten vazgeçse bile savcılık soruşturmaya, mahkeme ise yargılamaya devam eder.
2. Ortada kamera kaydı veya DNA gibi delil yoksa ceza verilir mi? Evet, verilebilir. Cinsel suçlar genellikle tanık olmayan ortamlarda işlenir. Yargıtay, mağdurun beyanını esaslı bir delil olarak kabul eder. Ancak bu beyanın; istikrarlı olması, çelişki barındırmaması ve hayatın olağan akışına uygun olması gerekir. "Delil yok, ceza almam" düşüncesi büyük bir hatadır; bu nedenle uzman bir avukatla beyanların analizi şarttır.
3. Cinsel saldırı suçunda tutuklama olur mu? Özellikle Nitelikli Cinsel Saldırı (TCK 102/2), Ceza Muhakemesi Kanunu'ndaki (CMK 100) "katalog suçlar" arasındadır. Bu suçlarda kuvvetli suç şüphesinin varlığı halinde tutuklama nedeni varsayılır. Basit cinsel saldırıda ise delil durumu ve kaçma şüphesine göre hakim takdir hakkını kullanır. Tutuksuz yargılanmak için etkin bir savunma gereklidir.
4. Alkol veya uyuşturucu etkisi altındaki kişiye cinsel eylem suç mudur? Evet, cezası daha ağırdır. TCK 102/3-a maddesi uyarınca; kişinin alkol veya uyuşturucu etkisiyle "beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda" olmasından faydalanılarak suç işlenirse, ceza yarı oranında artırılır. Mağdurun "hatırlamıyorum" demesi, rıza gösterdiği anlamına gelmez.
5. Sarkıntılık ile Basit Cinsel Saldırı arasındaki fark nedir? Fark, eylemin süresi ve yoğunluğudur. Sarkıntılık; daha çok ani, kesik ve vücut dokunulmazlığını daha az ihlal eden hareketlerdir (örneğin; otobüste elle taciz, yolda geçerken dokunma). Basit cinsel saldırı ise daha yoğun, cinsel arzu tatminine yönelik ve süreklilik arz eden (sarılma, öpme, üzerine abanma) eylemlerdir. Ayrım, ceza miktarını doğrudan etkiler.
6. Cinsel saldırı suçu cezası paraya çevrilir mi (Adli Para Cezası)? Kural olarak hayır. TCK 102'de öngörülen hapis cezaları (basit saldırı 5-10 yıl, nitelikli 12+ yıl) yasal sınırların üzerinde olduğu için paraya çevrilemez. Sadece "sarkıntılık" suçunda, iyi hal indirimleri ile ceza belirli bir sınırın altına düşerse (çok istisnai durumlarda) seçenek yaptırımlar gündeme gelebilir, ancak bu nadirdir.
7. Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB) kararı verilebilir mi? HAGB kararı verilebilmesi için cezanın 2 yıl veya daha az olması gerekir. Nitelikli cinsel saldırı ve basit cinsel saldırı suçlarında ceza miktarı yüksek olduğundan HAGB mümkün değildir. Ancak, eylem "sarkıntılık" düzeyinde kalır ve mahkeme alt sınırdan ceza verip indirim uygularsa HAGB ihtimali doğabilir.
8. Eylem tamamlanmazsa (Teşebbüs) yine de ceza alınır mı? Evet. Fail, cinsel saldırı veya tecavüz kastıyla harekete geçmiş ancak elinde olmayan nedenlerle (mağdurun bağırması, birinin gelmesi vb.) eylemi tamamlayamamışsa "teşebbüs" hükümlerine göre ceza alır. Ceza belli oranda indirilir ancak fail yine de ağır ceza mahkemesinde yargılanır.
9. Cinsel saldırı davası ne kadar sürer? Yerel mahkeme aşaması, delillerin toplanma hızına, Adli Tıp Kurumu'ndan gelecek raporlara ve mahkemenin iş yoğunluğuna göre ortalama 1 ile 2 yıl arasında sürebilir. İstinaf ve Yargıtay süreçleri de eklendiğinde dava süreci 3-4 yılı bulabilmektedir.
10. Bu davada avukat tutmak zorunlu mudur? Türk hukukunda, alt sınırı 5 yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlarda (TCK 102/1 ve 102/2 bu kapsamdadır) sanık için müdafi (avukat) bulunması zorunludur. Eğer özel bir avukatınız yoksa Baro tarafından avukat atanır. Ancak, özgürlüğünüzün söz konusu olduğu böyle hassas bir dosyada, dosyanıza özel ilgi gösterecek, tecrübeli bir özel ceza avukatı ile çalışmak, sürecin lehinize sonuçlanması için hayati önem taşır.
🌐 Web sitemizi ziyaret edin: sinanakalin.av.tr
📩 E-posta: info@sinanakalin.av.tr
📱 Telefon: +90 (507) 895 2874
📍 Adres: Mahmudiye Mah. Kuvayi Milliye Cad. Gökdelen İş Merkezi Kat: 11 Daire: 240-241 Akdeniz / Mersin
Yasal Uyarı: Bu makale bilgilendirme amaçlıdır ve hukuki tavsiye niteliği taşımaz. Somut olayınızın değerlendirilmesi için hukuk büromuzla iletişime geçebilirsiniz.
© 2025 Av. Sinan Akalın Tüm Hakları Saklıdır.
AYZ Bilgisayar ve Yazılım tarafından geliştirilmiştir.