Yayınlanma Tarihi:
Ceza yargılamasında suçun manevi unsuru olan kast, sanığın cezalandırılabilirliği bakımından belirleyici bir faktördür. Özellikle dolandırıcılık suçları gibi hileli davranışlara dayanan suçlarda, sanığın eyleminin kasten mi yoksa farkında olmadan mı yapıldığı, hukuki sorumluluğun tayininde kritik rol oynar.
Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin 2024 yılında vermiş olduğu 2021/16966 E., 2024/7470 K. sayılı kararında da bu konu, tanışıklık ve güven ilişkisi nedeniyle verilen banka kartlarının suç kastı taşımadığı durumlarda cezai sorumluluk doğup doğmayacağı yönünden ayrıntılı biçimde ele alınmıştır.
Sanıklardan biri, kendisini emniyet görevlisi ya da savcı olarak tanıtmak suretiyle mağdurları dolandırmak amacıyla çeşitli kişilerden banka kartları temin etmiştir. Bu kişilerin bir kısmı, sanıkla olan komşuluk ilişkisi, iş arkadaşlığı veya güven nedeniyle hesaplarını kullandırmış; ancak karşılığında herhangi bir maddi menfaat elde etmediklerini savunmuşlardır.
İlk derece mahkemesi bu kişilerin de eylemlere iştirak ettiği kanaatine vararak mahkûmiyet kararı vermiştir. Ancak Yargıtay, bu kişilerin suç kastı taşıdıklarına ilişkin kesin, inandırıcı ve her türlü şüpheden uzak delil bulunmadığını belirterek, mahkûmiyet yerine beraat verilmesi gerektiğine karar vermiştir.
Yargıtay, suça iştirakin oluşması için yalnızca araçsal katkının yeterli olmayacağını, sanığın suçun işlenmesini bilerek ve isteyerek desteklemesi gerektiğini ifade etmiştir. Tanışıklık veya güven ilişkisi sebebiyle verilen banka bilgilerinin bu şartları sağlamadığını vurgulamıştır.
Yargıtay kararında, “Şüpheden sanık yararlanır” ilkesine açıkça dayanılmış ve sanığın suçu bilerek işlediği sabit olmadıkça cezalandırılamayacağı belirtilmiştir. Delil yetersizliği durumunda sanık lehine değerlendirme yapılması gerektiği vurgulanmıştır.
Kararda ayrıca, önceki hükmün aleyhe temyiz edilmemiş olmasına rağmen sanıklara daha ağır ceza verilmesinin kazanılmış hak kuralına aykırı olduğu ve bu nedenle de kararın bozulması gerektiği ifade edilmiştir.
Bu karar, özellikle dolandırıcılık gibi organize suçlarda kimin hangi sınırlar dahilinde sorumlu tutulacağına ilişkin önemli bir içtihat niteliğindedir. Yargıtay, ceza sorumluluğunun bireyselliği ilkesini hatırlatmakta ve tanıdıklık ilişkilerinin cezai sorumluluğa doğrudan yol açamayacağına işaret etmektedir.
Dolandırıcılık suçlarına ilişkin yargılamalarda, kart temini gibi dolaylı eylemlerle katkıda bulunanların, suçun oluşumu üzerindeki etkileri ayrıntılı olarak değerlendirilmelidir. Bu karar, uygulamada benzer durumlara ilişkin savunmalar açısından emsal teşkil etmektedir.
1. Dolandırıcılık suçunda tanıdığa kart vermek suç teşkil eder mi?
Yalnızca tanışıklık sebebiyle kart verilmişse ve kast yoksa suç oluşmaz.
2. Şüpheden sanık yararlanır ilkesi nedir?
Sanığın suç işlediğine dair kesin delil yoksa beraat kararı verilir.
3. Kart bilgilerini veren herkes suçlu mudur?
Hayır, bilerek ve isteyerek suça katkıda bulunduğu ispatlanmadıkça cezai sorumluluk yoktur.
4. Kazanılmış hak nedir?
Bir hüküm aleyhe temyiz edilmemişse daha ağır ceza verilemez.
5. İştirak ile yardım etme arasındaki fark nedir?
İştirak fiilî ve hukuki hâkimiyet gerektirirken yardım etme dolaylı katkıdır.
... (Diğer SSS bölümü için önceki yanıtımdaki maddeleri kullanabilirsiniz.)
📎 Yargıtay 11. Ceza Dairesi 2021/16966 E., 2024/7470 K. Karar Metni
11. Ceza Dairesi 2021/16966 E. , 2024/7470 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2018/199 E., 2019/22 K.
SUÇLAR : Dolandırıcılık
HÜKÜMLER : Mahkûmiyet
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma
Sanıklar hakkında bozma üzerine kurulan hükümlerin; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteklerinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteklerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde neticesinde tespit edilip sanık ...'in duruşmalı inceleme talebinin, hükmolunan cezanın süresine göre koşulları bulunmadığından, 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesinin birinci fıkrası gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı Kanun'un 318 inci maddesi uyarınca reddine karar verilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
Temyizin kapsamına göre; bozma üzerine yapılan yargılamada, İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen incelemeye konu kararı ile;
1.Sanık ... hakkında dolandırıcılık suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 157 inci maddesinin birinci fıkrası, 62, 52 ve 53 üncü maddeleri uyarınca 6 kez 2 yıl 6 ay hapis ve 10.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına,
2.Sanıklar ... ve ... hakkında katılan ...'e yönelik eylemleri nedeniyle, sanık ... hakkında ise katılan ...'a yönelik eylemi nedeniyle dolandırıcılık suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 157 inci maddesinin birinci fıkrası, 39, 62, 52 ve 53 üncü maddeleri uyarınca 1 yıl 3 ay hapis ve 5.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmalarına ve hak yoksunluklarına,
Karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
1. Cumhuriyet savcısının temyiz isteği; sanıklar ... ve ...'in müşterek fail olarak sorumlu tutulmaları gerektiğine, sanık ...'ın katılanlar ... ve ...'a yönelik eylemlerinin iki ayrı dolandırıcılık suçunu oluşturduğuna, kararın usul ve yasaya aykırı olduğuna,
2. Sanık ... müdafinin temyiz isteği; sübuta, uzlaştırma işlemlerinin usule uygun yapılmadığına, sanığın katılan ...'a yönelik eyleminin teşebbüs aşamasında kaldığına, kararın usul ve yasaya aykırı olduğuna,
3.Sanık ...'in temyiz isteği; sübuta, katılan ...'nin zararının bulunmadığına, katılanın fahiş talebi nedeniyle uzlaşmanın sağlanamadığına, lehe olan hükümlerin uygulanması gerektiğine, kararın usul ve yasaya aykırı olduğuna,
4. Sanık ...'in temyiz isteği; sübuta, fazla ceza verildiğine, kararın usul ve yasaya aykırı olduğuna,
5. Sanık ...'ın temyiz isteği; kararın usul ve yasaya aykırı olduğuna,
İlişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
1. Sanıklardan İrfan'ın kendisini, katılan ve şikayetçilere emniyet görevlisi veya Cumhuriyet savcısı olarak tanıtıp terör örgütüne hesaplarından para transferi yapıldığını, kendilerinin kurtarılması amacıyla bildirdiği hesap numaralarına para yatırmaları gerektiğini söyleyeceği yönünde oluşturduğu plan kapsamında, ilk etapta sanık ... ile görüşerek olayı anlattığı, ondan aktif hesap numaralarını temin etmesini istediği ve yapacağı dolandırıcılık eylemleri ile ilgili olarak kendisine pay vereceğini belirttiği, ...'in de ...'e durumu anlattığı, ... ve ...'in dosyada bilgileri bulunan kişilere ait banka kartları ve hesap numaralarını temin ederek İrfan'a verdikleri, İrfan'ın da katılan ve şikayetçileri değişik tarihlerde arayıp kendisini polis ve Cumhuriyet savcısı olarak tanıtarak terör örgütünün para transferi yaptığı olayı kapatmak için vereceği hesap numaralarına para yatırmalarını talep ettiği, katılan ve şikayetçilerin de buna inanarak değişik tarihlerde verilen banka hesap numaralarına paraları yatırdıkları, yatırılan paraların ..., ... ve katılan ... yönünden de sanık ... tarafından çekilerek İrfan'a verildiği, böylece sanıklar ... ve ...'in tüm katılanlar ve şikayetçiler yönünden sanık ...'ın eylemlerine yardım ettikleri, sanık ...'in de katılan ... yönünden İrfan'ın eylemine yardım ettiği, sanıklar ... ve ...'in katılan ... dışındaki kişilerle uzlaştıkları, sanık ...'ın katılan ve şikayetçilerle, sanık ...'in ise Enver ile uzlaşamadığı kabul edilerek sanıkların Hukuki Süreç başlığında yazılı şekilde cezalandırılmalarına dair temyiz incelemesine konu hükümlerin kurulduğu anlaşılmıştır.
2. Sanıkların tevil yollu savunmaları, katılan ve şikayetçilerin oluşa ve dosya kapsamına uygun beyanları, yakalama tutanakları, banka yazıları, dekontlar, sanıklara ait adli sicil kayıtları ve diğer delillerin dosya arasında olduğu tespit edilmiştir.
IV. GEREKÇE
Sanıkların üzerine atılı dolandırıcılık suçunun, 6763 sayılı Kanun’un 34 üncü maddesi ile değişik 5271 sayılı Kanun'un 253 üncü ve 254 üncü maddeleri gereğince uzlaşma kapsamında olması nedeniyle, dosyanın uzlaştırma bürosuna tevdi edildiği ancak, sanıklar ... ve ...'in katılan ... yönünden, sanık ...'ın tüm katılanlar ve şikayetçiler yönünden, sanık ...'in ise katılan ... yönünden uzlaşmasının sağlanamadığı ve uzlaştırma işlemlerinin usulüne uygun yapıldığı belirlenerek yapılan incelemede;
A. Sanık ... Hakkında Kurulan Hükümler Yönünden
1.Dosya kapsamında toplanan delillere göre, suç tarihi de göz önüne alınarak eylemlerin dolandırıcılık suçunun temel şeklini oluşturduğu ve sanığın mahkûmiyetine ilişkin Mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik bulunmadığı, sanığın katılanlar ... ve ...'a yönelik eylemlerinin tek bir dolandırıcılık suçunu oluşturduğu, katılan ...'a yönelik eyleminde de menfaatin sağlanması nedeniyle suçun tamamlanmış olduğu, uzlaştırma işlemlerinin de usulüne uygun yapıldığı anlaşılmakla, Cumhuriyet savcısının ve sanık ... müdafiinin bu yönlere değinen temyiz sebepleri yerinde görülmemiştir.
2. Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemlerin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eylemlere uyan suç vasfı ile yaptırımların aşağıdaki husus dışında doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, Cumhuriyet savcısı ve sanık ... müdafiinin yerinde görülmeyen diğer temyiz sebepleri de reddedilmiştir, ancak;
Sanık hakkında bozma öncesi verilen kararın aleyhe temyiz edilmediği gözetilmeden, 1412 sayılı Kanun'un 326 ncı maddesinin son fıkrasına aykırı olarak sanık hakkında bozma öncesindeki adli para cezalarından fazla cezaya hükmedilerek kazanılmış hak kuralının ihlal edilmesi, hukuka aykırı bulunmuş olup bahse konu hukuka aykırılık Yargıtay tarafından giderilmiştir.
B.Sanıklar ..., ... ve ... Hakkında Kurulan Hükümler Yönünden
1.Ayrıntılarına Olay ve Olgular bölümünde yer verilen olayda; sanıklar ... ve ...'in, sanık ...'ın isteği üzerine üçüncü kişilere ait hesap bilgileri ile banka kartlarını temin ettikleri, sanık ...'in de kendi hesap ve banka kartlarını kullandığı, hesaplara yatan paraların bizzat sanıklar tarafından çekilerek belli bir pay karşılığında sanık ...'a verildiği, sanıkların suçun icrasında üstlendikleri rol ve katkılarının sanık ...'ın fiillerini tamamladığı, böylece sanıkların fiiller üzerinde ortak hakimiyet kurdukları anlaşılmakla, sanıkların müşterek fail olarak cezalandırılmaları gerektiği gözetilmeden, eylemlerinin yardım etme niteliğinde olduğundan bahisle 5237 sayılı Kanun'un 39 uncu maddesi uyarınca indirim yapılması suretiyle eksik ceza tayini,
2. Sanık ...'in, sanık ...'i komşusu olduğu ve aynı iş yerinde çalıştıkları için tanıdığını, kendisine para geleceğini ancak kartının iptal olduğunu söyleyince güvendiği için hesap numarasını verdiğini ve hesabına gelen paradan pay almadığını savunması; sanık ...'in sanık ... dışında tanıdığı kişilerden de benzer bahanelerle hesap ve kart bilgilerini aldığının ve bu kişiler gibi sanık ...'in de ...'le tanışıklığından dolayı duydukları güvenle hesap ve kart bilgilerini paylaştığının anlaşılması karşısında, sanığın diğer sanıkların eylemlerine iştirak ettiğine dair cezalandırılmasına yeterli kesin, inandırıcı ve her türlü şüpheden uzak delil bulunmadığı gözetilmeden, beraati yerine mahkûmiyetine hükmedilmesi,
3. Kabule göre de; sanıklar hakkında bozma öncesi verilen kararın aleyhe temyiz edilmediği gözetilmeden, 1412 sayılı Kanun'un 326 ncı maddesinin son fıkrasına aykırı olarak sanıklar hakkında bozma öncesindeki adli para cezasından fazla cezaya hükmedilerek kazanılmış hak kuralının ihlal edilmesi,
Hukuka aykırı bulunmuştur.
V. KARAR
A. Sanık ... Hakkında Kurulan Hükümler Yönünden
Gerekçe bölümünün (A) bendinde açıklanan nedenle İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen incelemeye konu kararına yönelik Cumhuriyet savcısının ve sanık ... müdafiinin temyiz istekleri yerinde görüldüğünden hükümlerin, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği BOZULMASINA, bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden aynı Kanun’un 322 nci maddesi gereği sanık ... hakkındaki hüküm fıkrasının sonuna “Bozma öncesi aleyhe temyiz bulunmadığı gözetilerek, 1412 sayılı Kanun’un 326 ncı maddesinin son fıkrası uyarınca sonuç ceza miktarı açısından sanık ...'in kazanılmış hakkının dikkate alınması suretiyle sanık hakkında hükmedilen adli para cezalarının 2.000,00 TL üzerinden infazına" ibaresinin eklenmesi suretiyle hükümlerin, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
B.Sanıklar ..., ... ve ... Hakkında Kurulan Hükümler Yönünden
Gerekçe bölümünün (B) bendinde açıklanan nedenlerle İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen incelemeye konu kararına yönelik sanıkların temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükümlerin, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
04.06.2024 tarihinde karar verildi.
👉 Web Sitemizi Ziyaret Edin
📞 İletişim İçin Tıklayın
© 2025 Av. Sinan Akalın Tüm Hakları Saklıdır.
AYZ Bilgisayar ve Yazılım tarafından geliştirilmiştir.